Sonunda vizeler için gereken 2 haftayı atlatmış bulunuyorum. Bu arada blogda yazmak istediğim hiç bir yazıyı yazamamış olamanında burukluğunu yaşıyorum. Hiç bir zaman sınavlar için harcadığım dönemler benim için tatmin edici olmamıştır. Bunun en büyük etkisinin sınav sisteminin kendisinin değil, uygulanış biçiminin olduğunu da belirtmeliyim. Yani diyeceksiniz ki bir sınav kaç şekilde uygulanabilir ki zaten? Haklısınız. Ama eğer bir sınavdan sadece ders notlarını takip ederek geçer not alıyor iseniz ve bu herkesi tatmin ediyorsa bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Gerçi bu yanlışlığın katmerlisine senelerdir göz yumuyoruz ancak, her zaman inandığım şey sistemi alt etmenin en kolay yolunun sistemin içinden geçmek olduğudur. Gerçi bizim alt etme mevzumuz kendi sınırlarımız dahilinde ancak daha fazlasını amaçlamanın da benim işim olmadığını düşünüyorum (Zaman Kaybı = Para Kaybı :)).
Sınav dönemi bitmiş olduğuna göre artık, net yaşamımıza devam etmenin zamanı gelmiştir sanırım. Yapacaklarım arasında öne çıkan facebook için nasıl uygulama geliştirilebileceğine dair bir yazı yazmak ve bu yazıyı seri halinde elimden geldiğince ayakta tutmak. Bu konuda bazı araştırmaların olduğunu ve pek fazla türkçe kaynak olmadığını da biliyorum. Bakalım faydalı dökümanlar çıkacak mı? Facebook ile ilgili yazacağım yazı dizisinde PHP ile uygulama geliştirmek mantıklı olarak tercihim olacak. Zaten diğer destek verilen diller arasında şu an kullandığım bir dil henüz mevcut değil. Yarın yeni bir dil ile ilgilenmeye başlarsam ne olur bilinmez. O yüzden bana güven olmaz :D Yine saçmalamaya başladım. Vize sonrası yaşanan tipik insan manzarası kırıntıları bunlar. Mazur Görün.
Yazının Devamı »
Facebook furyasından haberi olmayan pek yok sanırım. 1-2 haftadır bende sıklıkla takılıyorum bu platforma. Açıkçası biz Türkler tarafından çok tutulması, anladığım kadarı ile birçok programcı arkadaşı facebook’un gelişimine katkıda bulunan uygulamalar geliştirmiye itmiş. Yakın zamanda bende onların arasına katıldım ve bir uygulamada ben geliştirdim. Yazmış olduğum uygulamanın çok fazla şişirilecek bir tarafı yok. Sadece tanıtım ve eğlence amaçlı yazdığım bir uygulama oldu zaten.
Yazmış olduğum uygulamanın adı "
Çince İsimler". Çok fazla tutulurmu bilmem ama uygulamayı facebook profilinize eklediğinizde isminizin çince karşılığına ve türkçe anlamına ulaşabiliyorsunuz. Öyle zaman öldürmek, hem de facebook’a takılma amacımın ilk meyvelerini almak adına geliştirdiğim bir uygulama idi. Yani daha çok Facebook ta Application geliştirmenin nasıl birşey olduğunu merak ettiğim için geliştirdim
"Çince İsimler" uygulamasını. Daha kompleks uygulamalar için biraz daha zamanımın olduğunu söylemeliyim. İlk uygulamam ile Facebook uygulamaları geliştirmenin çok zor olmadığını keşfetmiş bulunuyorum. Ancak sadece zamana ihtiyaç var. Özellikle ara sınavların yaklaştığı bu dönemde ilgimi derslere vermem gerektiğinden bu tip yazılımsal etkinliklere ayırabilecek pek zamanım olmayacak.
Yazının Devamı »
Evet sinemada izlemiş olduğum son film
Resident Evil - Extinction. Film aslında Resident Evil serisinin üçüncü ve şimdilik son filmi. Aynı zamanda son dönemde izlediğim en sağlam aksiyon içerikli filmde diyebilirim. Bu aralar o kadar çok film izledimki yaklaşık 2 günde 1 film. Tabii ki hepsi sinemada değil. Artık arada sırada filmler hakkında da birşeyler yazma vakti geldi sanırım. Belki çok eski filmler hakkında bir şeyler yazma ihtiyacı duyarsam spoiler içermeleri mümkün olabilir ancak yeni filmlerde spoiler barındırnamaya çalışacağım.
Resident Evil - Extinction bana göre serinin en ihtişamlı filmi. Gerçekten fazlası ile abartılı ancak öyle bir abartı ki, size dahası yokmu dedirtecek cinsten. Öyle ki filmde zombilere, kurşunlara, harekete, gerilime ve özellikle
Milla ’ya doyamıyorsunuz.
Milla Jovovich serinin her yeni filminde gözümde daha büyüleyici bir hal alıyor. Oyunculuk konusunda zaten başarılı fakat Alice rolü ondan başkasına yakışmayacakmış gibisinden bir oyunculuk sergiliyor. Her bakışında tüm hollywood yıldızlarına bir meydan okuma seziyorsunuz ve ben ona katılmadan edemiyorum. Alice rolünü daha iyi oynayabilecek birileri gelecekte mutlaka olacaktır, fakat Milla Jovovich var olduğu süre içerisinde buna cesaret edebileceklerini hiç sanmıyorum.
Yazının Devamı »
Maalesef referandumun olduğu 21 Ekim Pazar Günü’nü benden daha ölü geçirebileniniz sanıyorum ancak yine benim gibi sandık başında istemediği bir göreve getirilmiş arkadaşlardır. Görevin verildiği günden itibaren hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığım ve internette araştırmama rağmen pek birşeye rastlamadığım için sandık görevlisi olmanın nasıl bir şey olduğuna dair herhangi bir fikir yürütemiyordum. Yani 21 Ekim 2007 benim için saat 07:00 itibarı ile belirsizlikle başlamış 17:40 gibide tatminsizlik ile sonuçlanmıştır.
Hayatımın 10 saat 40 dakikasını bir sandık başında geçirmek benim gibi bir teknoloji budalası için taş devrine geri dönüşten başka bir şey olmadı. Görev için gelen bildiride saat 07:00 de sandığın bulunduğu alanda hazır olmamız gerektiği yazıyordu. Fakat tabi bunun için de insanlar yeterince esnek davrandılar. Ben ise ilk kez böyle bir vaka ile karşılacağım için saat 07:00 de çoktan hazırdım bile. Gitmemeyi defalarca düşündüm. Ama diyorum ya belirsizlik benim için tercih sebebi olmuştu. Yaklaşık 15-20 dakika sonra sandık başkanımız mekana teşrif ettiler. Karşı sandığın başkanının bizim başkandan çok daha geç gelmesi ise ayrı bir gereksizlik. Neyse daha sonra sandığımızın bir başka görevlisi, komşu olduğumuzu yeni öğrendiğim bir arkadaş daha ekibe katıldı. Arkasından bir memur görevli de eklendikten sonra sonunda sandık oy atılabilmesi için hazırlandı. Sandık başkanı bir sürü evrak doldurdu, tutanak hazırladı hemen hepsine bizimde imzamızı aldıktan sonra onları günün sonunda kullanılmak üzere bir kenara kaldırdı. Aynı zaman dilimi içerisinde tutanaklarda yer almaları gerektiğinden oy pusulaları ve zarflar sayıldı. Ve ilk seçmenler oylarını kullandı. Tabiiki ilk grubun tamamı yaşlı kesimden oluşuyordu.
Yazının Devamı »
Evet İstanbul Üniversite’li Olmak Ayrıcalıktır. Ayrıcalıkların neler olduğunun pek bilinmemesi ise sanıyorum İstanbul Üniversite’sinin en büyük kazancı. Çünkü hala bu ayrıcalıkların bilinmemesinin ekmeğini yemektedir. Benim okuduğum üniversite olması da tabi ona büyük bir anlam katıyor

. Fakat kazın ayağı, öyle değil tabii ki. Üniversitemin en büyük özelliği tarihi ile övünüyor olması, hiç tartışmasız Türkiye’nin en köklü ve gösterişli üniversitesi.
Evet en köklü ve gösterişli üniversitesi deme hakkını kendimde buluyorum çünkü, üniversitenin merkez kampüsü diyebileceğimiz, beyazıt kampüsü Osmanlı döneminde de bir medrese görevi yapmış. Tabii ki herşey bununla bitmiyor. Türkiye’de parmak ısırtacak kadar değerli olan birkaç fakülteyi de içerisinde barındırmakta. Bu fakülteler ise Hukuk, Tıp ve Sosyal Bilimler Fakülteleri, geri kalan fakültelerin gözümde vasatı aşamadıklarını söylemeliyim. Tabi bunlar benim düşüncelerim. Hatta bu vasatın altındaki fakültelerden Fen Fakültesinde okuyorum. Kimseden benimle aynı fikirleri paylaşmalarını beklemiyorum. Ancak bu üniversite de eğitim gören bir çok öğrencinin bildiğinden emin olduğum bazı sorunlar var.
Yazının Devamı »
Merhaba arkadaşlar, blog alemine küçük bir giriş yapmak istemiştim ancak, insanın kendi yazmış olduğu Blog scripti ile işler pek kolay olmuyor.Bu blog’u yapmaktaki amacım başta, şu aralar çok moda olan blog kurma olayına kişisel bir girişimde bulunmaktı. Fakat sonradan ıvır zıvır bir sürü blog açan insanlardan olmak yerine, elimden geldiğince profesyonel olmasına özen göstermem gerektiğini düşünmeye başladım. Hatta o kadar ileriye gittim ki, şu an üzerinde gezdiğiniz blog scriptini kendim yazmış bulunmaktayım. Bir kaç günde hayata geçmesini beklediğim blog projemin yaklaşık 2 hafta sürmesi benim için biraz düş kırıklığı oldu. Benim beklentim bir blog scriptinin daha kısa süre de yazılabileceği yönündeydi. Fakat kendi kendime ağzımın payını almış bulunmaktayım. (Eğer ki PHP bir hostinge sahip olsaydım bu kuruluş aşaması hakkında yazacak pek bir şey bulamazdım herhalde. Yaşasın WordPress

)
Yazının Devamı »